URLPlus.Net - Free safety URL-shorten/redirection service
Total redirects: 2942 / Visited: 317717 / Viewed cache: 1e+06

Home
Software
Latest additions
1f4 - ®³ Clan F ..
1f5 - Family In ..
1f6 - 逆æ´åŠ© ..
1f7 - Universit ..
1f8 - mmyspace. ..
1f9 - Poker - O ..
1fa - Remodelin ..
1fb - www.darko ..
1fc - Travian i ..
1fd - www.xtrem ..
 
Latest visited
mz - Invalid U ..
ub - i7.photobu ..
1x - =+=Broken ..
wz - www.myspa ..
wh - hotexxx.co ..
1eo - Flickr: A ..
lf - Proxy Topl ..
eh - www.suprmc ..
1ag - OTBM.com ..
4w - :: Ultr@ J ..
ip - PANTIP.COM ..
p - Shopping Ca ..
3v - Highland P ..
y7 - UnblockUSA ..
q4 - <--------- ..
kn - AllOST.ru ..
101 - builder ..
53 - VIRTUAL MA ..
1en - Ø¯Ø§Ø³ØªØ ..
javier - MySpa ..
47 - img40.exs. ..
og - Bendaz.CoM ..
r4 - Bendaz.CoM ..
ps - Funny vide ..
103 - Albino Bl ..
hk - Free Casin ..
1u - www.roxy.c ..
5x - 80-Proof ..
dg - World of W ..
r4 - Bendaz.CoM ..
kx - Coming Soo ..
ecastack - Inte ..
1b9 - Pajillero ..
sd - berimiran. ..
174 - Welcome t ..
2u - “&#304;nti ..
Click here to open:

http://www.peace-initiative-turkey.net/Emrah_Goker_0111x.htm

Type: text/html
Size: 98034 bytes

Below you found screenshot of target resource made when short url is created.

Make Your Short Url

Type/paste URL to get short form (start with http://)
I Swear Not Use Short URL In The Spam!

Type antispam digits 723 here
URL to short

(Optional) Your own name for redirect (latin chars only)

Cursor Hider

Hide annoying mouse pointer in the Media Player, POS terminal, Presentation software, anywhere.
Free 30 day trial.
Read more | Download now

Redirects: [Up level]  20*  20  21  22  23  24  25  26  27  28  29  2a  2b  2c  2d  2e  2f  2g  2h  2i  2j  2k  2l  2m  2n  2o  2p  2q  2r  2s  2t  2u  2v  2w  2x  2y  2z

Copyright © 1999-2008 URLPlus.Net. All rights reserved.
Powered by Parser3

“İntikam Değil, Adalet İstiyoruz”: AmeriKKKanlaşmaya Karşı Mütereddit Bir Barış Hareketi

Emrah Göker

Birikim, Kasım 2001

 

Doğrusuyla eğrisiyle bizim ülkemiz bu. Doğru olduğunda öyle kalması sağlanacak. Eğrildiğindeyse düzeltilecek.

Carl Schurz[1]

 

Vietnam’ın yokedilmesi ülkemizin işlediği bir suçtur. Ve bunu lanetlememiz gerekiyor, yoksa bir sonraki nesil, aynen şimdi Almanlara sorduğu gibi, bize de soracaktır, kimler gıkını çıkarttı diye.

I. F. Stone[2]

 

Bir yargıya varmada acele etmemeliyiz. Şimdiden çok fazla masum insan öldü. Ülkemiz yasta. Hemen karşı saldırıya geçersek kadınları, çocukları ve savaşmayan insanları iki ateş arasında bırakma riskine gireceğiz. Ayrıca, hunhar katiller tarafından yapılan bu saldırılara olan haklı kızgınlığımızın, ırkları, dinleri ya da etnisiteleri yüzünden Arap Amerikalılara, Müslümanlara, Güneydoğu Asyalılara veya herhangi bir halka karşı ayrımcılığı körüklemesine de izin vermemeliyiz. (...) Ne bir sona erdirme stratejisi, ne de belirgin bir hedefi olan, açık-uçlu bir savaşa girmemeye dikkat etmeliyiz. 1964’te Kongre Başkan Lyndon Johnson’a saldırıları püskürtmesi ve çatışmaları önlemesi için “tüm gerekli tedbirlerin alınması” yetkisini verdi. Bunu yaparak bu Meclis bütün anayasal sorumluluklarını terketti ve seneler boyunca ülkemizi Vietnam’da ilan edilmemiş bir savaşa sürükledi. (...) Bir rahibin dediği gibi, “Eylemlerimizle, o sakındığımız kötülüğün ta kendisi haline gelmeyelim.”

Barbara Lee[3]

 

 

Büyük Biraderin Bir Çiftliği Var...

California Temsilcisi Barbara Lee’nin aşırı muhafazakar bir hükümete kuvvet kullanımı için “açık çek” vermeye karşı uyarıları kaale alınmadı ve bugün Afganistan bombalanıyor. Ben bu satırları yazarken ABC News spikeri absürd bir biçimde bilgisayarla yaratılmış üç boyutlu bir harita üzerinde dolanarak Körfez Savaşı’ndan alışık olduğumuz (ya da hiç alışamadığımız mı demeliyim?) steril bir askeri jargon ile analiz yapmakta. Spiker tarlasındaki yabani otları tespit etmeye çalışan bir çiftçiyi andırıyor Afganistan haritasını adımlarken. CBS’e geçiyorum. Pakistan kamplarındaki mültecilerin “yemek seçtikleri” anlatılıyor, gıda yardımının “beğenilmeyip” eşeklere yedirilmesi görüntülenmiş. Tamamen yazıya konsantre olmanın daha iyi olacağına karar veriyorum.

Ünlü ağır siklet boksörü Muhammet Ali Vietnam Savaşı sırasında “beyaz adamın savaşı”na katılmayacağını söylediğinde dünya şampiyonu ünvanı geri alınmıştı. Martin Luther King, Jr. da 1967’de New York’ta Riverside Kilisesi’nde “beyaz adama” şu çağrıyı yapıyordu:

Bir şekilde bu çılgınlık durdurulmalıdır. Bu işe hemen şimdi bir son vermeliyiz. Tanrının bir evladı ve Vietnam’ın ızdırap içindeki yoksullarının kardeşi olarak konuşuyorum. Toprakları mahvedilenler adına, evleri dümdüz edilenler adına, kültürleri yokedilenler adına konuşuyorum. Yurtlarında umutlarını yitirerek, Vietnam’da ölerek ve çürüyerek çifte bedel ödeyen Amerika’nın yoksulları adına konuşuyorum. Bir dünya vatandaşı olarak konuşuyorum, yaptıklarımız karşısında dehşete kapılan dünya adına konuşuyorum. Ülkemin liderlerine hitaben, bir Amerikalı olarak konuşuyorum. Bu savaşı biz başlattık. Bitiren de biz olmalıyız.[4]

1964-1975 yılları arasında, kendi onurlu mücadelelerini veren siyahların da yoğun desteğiyle, ABD toplumunun farklı kesimlerinden bir çok insan bir araya gelerek modern kapitalist dünyanın şahit olduğu en büyük barış hareketini inşa ettiler. Ne var ki Birleşik Devletler hükümeti Vietnam’ı yenilgiyle terk etmesinden sonraki 26 yıl boyunca hepimizin çok iyi bildiği gibi dünyanın pek çok bölgesinde (bazıları Vietnam’dan daha hunharca katliamlarla sonuçlanan) gizli veya açık savaşlar örgütlemeyi sürdürdü, ve ABD içindeki savaş-karşıtı hareket bir daha asla Vietnam Savaşı sırasındaki gücüne ve eylemliliğine ulaşamadı.

1967’de ABD ordusunda “kadın ve çocuk katilleri”ne öğretecek  bir şeyi olmadığını söyleyen ve Yeşil Bereliler birliğini eğitmeyi reddeden Binbaşı Howard Levy gibi pek çok subay vardı; 1980’lerde ise School of the Americas’ta Latin Amerika’nın faşist cuntalarını eğitenler arasından hemen hiç muhalif çıkmazken Körfez Savaşı’nın B-52 pilotları bombalarının üzerine “Domal Bakalım Saddam” yazıyorlardı. Anket sonuçları ABD vatandaşlarının çoğunluğunun 1990’dan bu yana hükümetin askeri müdahale kararlarını ve izlediği stratejileri desteklediğini gösterirken savaş karşıtları kendilerini giderek AmeriKKKanlaşan bir politik ortam içinde yabancılaşmış hissettiler. Peki ya bugün neler oluyor?

Bugün ABD “terörizme” karşı “yeni bir savaş” icat ediyor, paradigmanın inşaatı halen devam etmekte, “Kalıcı Özgürlük” harekatının “kalıcı” oluşunun dünyaya nelere malolacağını henüz bilmiyoruz. Bildiğimiz bir şey, 11 Eylül’deki korkunç katliamın ABD’ye Irak, Latin Amerika, Filistin, Sırbistan veya Somali maceralarında elinde tuttuğu kozlardan çok farklı kozlar verdiği. Bu farklılık, bu yazıda incelemeye çalışacağım gibi, ana hatları henüz tam belirgin olmayan ABD kaynaklı barış hareketini temelinden etkileyen bir farklılık. New York ve Washington DC saldırıları üzerinden ABD’de açılan yaralar acaba savaş karşıtlarının 1975’ten beri kaybettikleri mevzileri geri kazanmalarını sağlayabilir mi? Yoksa tersine, milliyetçi ve intikamcı hissiyat savaş karşıtı koalisyonları oluşturan sol ve sol-liberal öğelerin mezarını mı kazacak? Aşağıda 11 Eylül’den bu yana ABD’de ortaya çıkan muhalif eğilimler hakkında bir fikir vermeye çalışacağım, sonra da barış hareketinin açmazları hakkında birkaç şey söyleyerek bitireceğim.

Genel Manzara

Bush yönetiminin “ya bizdensiniz, ya bize karşı” mantığına karşı “orta zemin”in savunulması muhalif gruplar arasındaki görüş ayrılıklarına rağmen ortak bir formül üzerinden yapılıyor: “Yastayız, öfkeliyiz, adalet istiyoruz, ama...” Şüphesiz bu cümle farklı şekillerde tamamlanıyor:

        “... ama daha fazla masum ölmemeli, uluslararası planda hukuki/diplomatik çözüm aranmalı.”

        “... ama yurt içinde ırkçı nefrete karşı savaşmalı, İslam suçlanmamalı.”

        “... ama önce ABD dış siyaseti sorgulanmalı, terörizmi desteklemiş kurum ve politikacılarımız cezalandırılmalı, militarizm ortadan kaldırılmalı.”

        “... ama terörle savaşırken vatandaşlık hakları feda edilmemeli.”

Bu duruşlar zorunlu olarak birbirini dışlayıcı duruşlar olmadığından politik gündemlerinin farklılıklarına rağmen farklı gruplar birbirlerine eklemlenebiliyor ve koalisyonlar oluşturabiliyorlar. Benim takip edebildiğim kadarıyla ana eylemci kategorileri şunlar: (1) Sadece savaş karşıtlığı üzerinden 11 Eylül sonrası örgütlenen kampüs-merkezli öğrenci grupları, (2) kapitalist küreselleşmeye karşı gelişen hareket içindeki koalisyonlar, (3) göçmen haklarını savunan, ayrımcılık ve ırkçılık karşıtı gruplar ve (4) diğer kategorilerin dışında kalan, eylem kariyerlerine Vietnam Savaşı veya ABD’nin Latin Amerika müdahaleleri ile başlamış savaş-karşıtı sivil toplum örgütleri. Geniş bir politik çeşitlilik arzeden bu grupların dile getirdikleri bir başka ortak çağrı da 11 Eylül’ün yarattığı, ABD tarihinde daha önce ortaya çıkmamış olağanüstü koşullara karşı hükümetin verdiği “yeni savaş” cevabına savaş karşıtlarının “yeni bir barış hareketi” ile karşılık vermeleri gerektiği. In These Tımes dergisinin imzasız başyazısında yeni barış hareketinin ödevleri şöyle anlatılıyor:

Yeni hareketin üstesinden gelmesi gereken, taleplerinin terörizme mazeret bulmak olarak okunmasına mahal vermeden, Birleşik Devletler’i ve müttefiklerini akılcı, etkin bir strateji izlemeye çağırmaktır. Bunun için ustalığa, açıklığa ve anlayışa ihtiyaç var. ... Sadece ABD’nin geçmişteki dış siyaset günahlarını papağan gibi tekrarlamak yetmez, ayrıca askeri-olmayan çözümlerin terörizmi daha iyi bir şekilde nasıl durduracağı; istihbarat ve kovuşturma faaliyetlerinin baskıcı gizli operasyonlar olmadan nasıl geliştirileceği; sivil özgürlükleri kısıtlamadan güvenliğin nasıl sağlanacağı açıklanmalı; ve genç, fakir, bağnaz, çaresiz teröristlerin motivasyonlarının kaynağı hedef alınmalıdır. Yani, Batının İslam dünyasında fakirliği, diktatörlükleri ve şiddeti destekleyen politikalarına meydan okunmalıdır.[5]

Savaş karşıtlarının bu tür “yenilik” çağrıları bildiğim kadarıyla – yanılıyor olabilirim – geçtiğimiz 20 sene içinde ciddi olarak yapılmamış bir çağrı; 11 Eylül’den bu satırları yazdığım 14 Ekim’e kadar geçen bir aylık sürede tam anlamıyla kesinlik kazanmış da değil. Birazdan kısaca bahsetmeye çalışacağım bir takım stratejiler öneriliyor ama daha barış hareketinin 1975 sonrası tarihinin eleştirel bir sorgulamasına rastlamadım. Tartışmalardan anladığım ve insanlardan dinlediğim kadarıyla ABD solunun bugüne kadar yapmaya alışık olduğu (ve 11 Eylül sonrasında bütün dünya solunda söylemsel bir motif olarak ortaya çıkan) Amerikan militarizminin ve emperyalizminin eleştirisi yeniden düşünülüyor: Pek çok insan, tereddütler ve ikircimler içinde yukarıda bahsettiğim “ama”lı formüle bir “ama” daha ekliyor: “Şoktayız, ama ülkemizin geçmişteki günahlarının da farkındayız, ama yine de, bir şekilde, adalet istiyoruz.” Bu mütereddit hale ve bocalamalara tekrar döneceğim.

Eylem cephesinde, ilk iki hafta içinde en çabuk örgütlü tepkiyi verenler başta Berkeley’deki California Üniversitesi kampüsü, Ann Arbor’daki Michigan Üniversitesi kampüsü, Madison’daki Wisconsin Üniversitesi kampüsü, New York’taki CUNY, NYU ve Columbia kampüsleri olmak üzere üniversite öğrencileri oldu. Peaceful Justice, Peace Action ve Student Peace Action Network gibi ağlar Eylül sonu itibariyle 300’e yakın kampüste ve çeşitli büyük şehirlerde savaş karşıtı yürüyüşler ve sayısız eğitim toplantıları düzenlediler. Bundan başka Batı sahilinde California eyaletindeki 20 kampüsün savaş karşıtı eylemcileri Berkeley’de buluşarak California Schools Against the War koalisyonunu kurdular.[6] Şu ana kadar yaklaşık 85 bin üyesi olan Peace Action’ın yöneticisi Kevin Martin halkın intikam değil, adalet istediğini hatırlatarak şöyle diyordu: “Bu hain suçların failleri mahkemelerde yargılanmalıdır. Büyük bir ulus kendi kederini yatıştırmak için masumları cezalandırmaz.”[7]

New York’ta Gayatri Spivak, David Harvey, Talal Asad, Mahmut Mamdani, Partha Chatterjee, Stanley Aronowitz, Timothy Mitchell gibi pek çok sol kimlikli aydının katıldığı toplantılar yüzlerce insan tarafından dinlendi. Her seferinde 10 binden fazla göstericinin katıldığı 29 Eylül, 7 Ekim ve 13 Ekim tarihli New York yürüyüşleri de anti-kapitalist küreselleşme (AKK) koalisyonlarıyla ortak çalışan öğrenci ağlarının sayesinde etkin oldu.

AKK koalisyonları[8] tepkilerini örgütlemekte çok geçmeden öğrenci ağlarına yetiştiler. 11 Eylül’den önce, Eylül ayı sonunda Washington DC’de yapılması planlanan IMF ve WB toplantılarını protesto etmek için halihazırda örgütlenmiş olan Hareket ilk iki hafta nasıl tepki verilmesi gerektiğini tartıştı, çoğunlukla İnternet ortamını kullanarak. Harekete dahil olan bazı koalisyonlar Washington’a gitmeme kararı alsalar da hatırı sayılır bir çoğunluk Hareketin enerjilerini barış eylemlerine yöneltmek üzerinde uzlaştı. Sonunda 29 Eylül’de medyanın “birkaç serseri vatan haini” olarak lanse etmeye çalıştığı, gerçekte yaklaşık 20 bin kişinin katıldığı bir gösteri düzenlendi. Bu aralar Hareket, böylesine “nazik” bir ortamda küreselleşme karşıtı stratejilerini yeniden düşünüyor. İkilemlere birazdan daha ayrıntılı olarak değineceğim.

John Ashcroft ve ekibi tarafından kısa bir sürede hazırlanan Anti-Terörizm Yasası özellikle vatandaşlık, azınlık ve göçmen hakları dernekleri ve ayrımcılık karşıtı örgütler tarafından protesto ediliyor. Bu sivil toplum kuruluşları çoğunlukla ABD dış siyaseti meselesine girmekten kaçınsalar da intikamcılığın toplum içerisinde, etnik kimlikler ve dini cemaatler arasında açacağı gediklere dikkat çekerek savaş karşıtı bir konum alıyorlar. 11 Eylül’den bu yana Anti-Defamation League, American Arab Anti-Discrimination Committee, South Asian Solidarity Network, American Muslims Council gibi örgütler, diğer etnik grupları da arkalarına alarak ırkçılık-karşıtı gösteriler düzenlediler. Öte yandan Anti-Terörizm Yasası’nın göçmen haklarına getirdiği kısıtlamalar, FBI ve CIA’e verdiği geniş yetkiler, anti-terör soruşturmalarında zanlı haklarını kısıtlayan ve denetlenebilirlik ilkesini zedeleyen düzenlemeler, kısacası halen süregiden – özellikle son “şarbon tehdidi” ile iyice ürkütücü bir hal alan – korkutma kampanyası ile de pekiştirilerek yerleştirilmek istenen yeni “gözetleme rejimi” liberal çevrelerden de tepkiler almakta. Bush hükümetinin savaş kampanyası ile yurt içinde yaratmaya çalıştığı milliyetçi hezeyana karşı “aşağıdan yukarıya doğru büyüyecek bir adalet hareketi” öneren Ella Baker İnsan Hakları Merkezi yöneticisi Van Jones şöyle diyor:

Eylemciler için öncelik şu olmalı: Mevcut ekonomik adalet, çevresel adalet, hukuki adalet hareketlerini ırkçılığa ve savaşa karşı bir araya getirmek. Gün utanç içinde kaçıp saklanma, veya savaş bayrakları sallayarak caka satma günü değildir. Küresel adalet hareketinin bir sonraki adımı atmasının zamanı gelmiştir. Şimdi, yaşamlarımızı koruyacak ve kollayacak güçlü, çokkültürlü, aşağıdan yukarıya demokrasi için ayağa kalkıp mücadele etme zamanıdır. Güvenliğimiz, burada ve dışarıda ekonomik ve sosyal adaletin sağlanmasına bağlıdır.[9]

Öte yandan bizzat Senato’da ve Temsilciler Meclisi’nde 11 Eylül’den sonra hakim olan ve ezici bir çoğunluk tarafından desteklenen “artık muhalefet yok, birlik ve beraberlik içindeyiz” retoriğine karşı muhalif sesler yükselmeye başladı: Demokrat Partili senatör Tom Daschle (Senato Çoğunluk Lideri) ve Demokrat Partili temsilci Dick Gephardt (Meclis Azınlık Lideri) savaş ve ulusal güvenlik gerekçeleriyle Cumhuriyetçilerin ve işbirliği yapan Demokratların yutturmaya çalıştıkları bazı lokmalara itiraz ediyorlar. Hiç hoş (ve vatanperver) karşılanmayan bu itirazlardan biri havayolu şirketlerine yapılan 15 milyar dolarlık yardımla ilgiliydi. Daschle ve Gephardt işten çıkarılan on binlerce çalışana hiç yardım yapılmamasını eleştirdiklerinde her iki partiden de yoğun tepkiler aldılar. Meclis ve Senato anayasal özgürlükleri yeni “gözetleme rejimi”ne kurban ederken Daschle ve Gephardt gibi işçi haklarını hatırlatanlar sendikalar ve vatandaşlık hakları örgütleri tarafından destekleniyor.[10]

Ama muhalefet de bir yere kadar: Aynı Senatör Daschle, 11 Ekim’de oylamaya sunulan ve Ashcroft tarafından hazırlanan 243 sayfalık “Amerikayı Birleştirme ve Güçlendirme Yasası”nı (“Anti-Terörizm Yasası”) DP Wisconsin Senatörü Russ Feingold’un ısrarlı itirazlarına rağmen partizanca savundu. Feingold yasanın anayasaya aykırı olduğunu, iktidar tarafından “terörist eylem” denilen şeyin lastik gibi istenilen yere çekilebileceğini, FBI’a vatandaşları gözetlemek için verilen yeni yetkilerin Haklar Bildirgesi ile çatıştığını söylüyordu:

Hiç şüphe yok ki eğer bir polis devletinde yaşasaydık teröristleri yakalamak daha kolay olacaktı. Eğer polisin evinizi istediği zaman herhangi bir nedenle aramasına izin verildiği bir ülkede yaşasaydık; hükümetin mektuplarınızı açmaya, telefonlarınızı dinlemeye, e-posta iletişiminizi takip etmeye hakkı olduğu bir ülkede yaşasaydık; insanların düşündükleri ve yazdıkları nedeniyle, ya da hiçbir işe yaramadıkları kanaatine varıldığı için süresiz hapiste tutulabildiği bir ülkede yaşasaydık büyük ihtimalle daha fazla terörist ve terörist adayı bulur ve yakalardık. Ama böyle bir ülke, yaşamak istediğimiz bir ülke olmazdı, böyle bir ülke için vicdan rahatlığıyla genç insanları savaşmaya ve ölmeye gönderemezdik.[11]

Ne var ki Feingold’un itirazları ve yasa değişikliği önerileri fayda etmedi ve Anti-Terörizm Yasası 11 Ekim’de yürürlüğe girdi. Amerika Birleşik Devletleri “böyle bir ülke” olma yolunda endişe verici bir adım atmış oldu. Bu aralar sivil haklar ve özgürlükler üzerinden politika yapan pek çok örgüt bu gelişmeleri protesto etmekteler.[12]

Bu protestolar her zaman savaş karşıtı bir konumdan yapılmıyor. Örneğin işten çıkarılan havayolu işçilerinin haklarının göz ardı edilmesine karşı Amerikan İşçi Federasyonu (AİF) bir kampanya başlattı; federasyonun bazı sendikaları daha solda, savaş karşıtı bir yerde durarak savaşın bedelini de terörizmin bedelini de işçilerin ödediğini, savaşın çalışan insanların çıkarlarına aykırı olduğunu, daha fazla masumun katledilmesinden ancak şirketlerin karlı çıkabileceğini söylese de[13] AİF yönetimi hükümetin dış politikasına sessiz bir destek vermeyi seçti. Ancak yine de, sivil özgürlükler ve haklar meselesinde bu tür politik çatışmalar barış hareketi için önemli bir manevra alanı demek. Savaş devam ederken hareketin bu momentler üzerinden kendine daha geniş bir taban yaratıp yaratamayacağı önümüzdeki aylarda belli olacak.

Talepler, Tartışmalar, Tereddütler

ABD merkezli barış hareketinin muhalif yapısını “itirazcı vatanseverlik”[14] kavramı ile açıklayabiliriz sanırım. ABD’li devrimci şair Paul Robeson’un Vietnam Savaşı üzerine düşünürken önerdiği, federal hükümetin Amerikalılardan talep ettiği “yekvücut, uzlaşmacı vatanseverlik”e karşı “itirazcı vatanseverlik” devletin politikalarını ve taleplerini sürekli sorgulayan, o çok yaygın olan, devletin ülke çıkarlarının temsiliyetinin haklı tekeline sahip olduğu inancını reddeden bir duruş. ABD vatandaşları için aşırı milliyetçiliğin savaş tamtamlarına karşı koymanın son derece zor gözüktüğü, hatta bombalamalar (ve dahi meşrulaştırma propagandası) başlayalı beri daha da zorlaştığı 11 Eylül sonrasında barış hareketi tek gerçek adalet iddiasının Beyaz Saray ve Pentagon tekelinde olmadığını, ölenlerin anısına saygı göstermenin ve demokrasiyi kollamanın alternatif yolları olduğunu anlatmaya çalışacak. Kanımca bu duruş bir taraftan “orta zemini” kuvvetlendirmek için uygun stratejiler sağlarken diğer taraftan hareketi mütereddit açmazlara sürüklüyor. Bunu açayım.

Savaş karşıtı vatanseverlerin kendi aralarındaki tüm politik farklılıklara rağmen paylaştıkları üç temel itirazları var: Birincisi, Beyaz Saray’ın terörizmle mücadelede benimsediği “her ne pahasına olursa olsun” mantığına itiraz. Burada temel olarak ulusal güvenlik bahane edilerek sivil hak ve özgürlüklerin anayasaya aykırı tedbirlerle sınırlandırılması veya feda edilmesine, ırkçılık ve ayrımcılığın azdırılmasına ve olağan bir dönemde kolay kolay kabul ettirilemeyecek yasa ve politikaların insanlara zorla “yutturulmasına” karşı çıkılıyor. İkinci itiraz, geçmişte ve bugün Afganistan savaşında hükümetin güttüğü dış siyasetin yapısına yönelik. Taliban’dan kurtulmak adına onlardan daha az haydut olmayan Kuzey İttifakı’nı desteklemekten gizli veya açık CIA operasyonlarına, sivil ve savaş-dışı grupların can ve mal kaybına uğratılmasından kirli petrol oyunlarına kadar masaya yatırılması talep edilen pek çok unsur dahil bu itiraza. Üçüncü ve son itiraz, kim tarafından işlenirse işlensin, kitle cinayetine karşı ve cinayete sürükleyen bağnazlığa karşı bir itiraz ve bunu takiben dile getirilen bir adalet talebi.

Barış hareketi içindeki ayrılık ve farklılıklar bu itirazların öncelik sırasına, anlaşılma ve eyleme tercüme edilme tarzına göre ortaya çıkıyorlar. Yaptığım sohbetlere, izlediğim yayınlara, çeşitli grupların eylemlerine dayanarak şimdilik üç eğilimin varlığından söz edebilirim:

(1) Anti-emperyalizm: Daha çok radikal sol grupların[15] ve aydınların[16], ve daha ılımlı bir sol kimliği olan, Vietnam Savaşı sırasında veya 1970’lerin sonuna doğru faaliyete geçmiş savaş-karşıtı örgütlerin temsil ettiği bu eğilim eleştiri önceliğini ABD dış siyasetine ve militarizmin sermaye bağlantılarına veriyor. Türkiye solunun da aşina olduğu bu eğilim NATO’nun ABD şefliğinde örgütlediği müdahaleciliğin savaşın ve terörün kaynağı olduğunu, bu durum sona ermedikçe hiçbir ülkenin vatandaşının güvende olamayacağını savunuyor.

(2) Hukuksal uluslararasıcılık: Aslında bu eğilimin anti-emperyalist eleştiriye çok uzak olduğu söylenemez, sık sık birbirine eklemlenen iki eğilim bunlar. Yine de pek çok aydın, öğrenci örgütü ve sivil hak ve özgürlükler savunucusu ABD dış siyasetinin eleştirisinden ziyade “adalet polisiye yöntemlerle, uluslararası bir yargı platformunda sağlanmalı” temasını ön plana çıkarıyorlar.[17] Birleşmiş Milletler veya Uluslararası Kriminal Adalet Mahkemesi gibi platformların güçlendirilmesi öneriliyor; buna göre bir taraftan diplomatik baskılarla ve uluslararası soruşturma süreçleriyle suçun failleri aranmalı, diğer taraftan Müslüman dünyada ABD varlığı yüzünden yaratılan gerginliği ortadan kaldırıcı radikal politikalar uygulanmalı – İsrail’e verilen desteğin sona erdirilmesi, BM’nin Müslüman üyelerine bölgede stabilizasyonu sağlayıcı güç ve ayrıcalıklar tanınması, bölgeden ABD kuvvetlerinin çekilmesi gibi.

(3) “Sınırlandırılmış haklı savaş” doktrini: Bazı ılımlı ve politik liberal çevreler[18], ne refleks haline gelmiş bir anti-emperyalist eleştirinin, ne de mevcut gerçeklik içinde (savaş da başladığına göre) uygulanması imkansız olan uluslararası yargı modelinin işe yarayacağını savunuyorlar. Buna göre ABD hükümeti militarist olmayan bir yoldan yürümeye ikna edilemediğinden (zaten ta başından bu imkansızdı denmekte) barış için izlenecek en iyi strateji kararlı bir eylemlilikle hükümeti askeri macerasında kullandığı araçları ve ihtirasla peşinde olduğu amaçları sınırlandırması için ikna etmek. Suçluların kaçınılmaz askeri yöntemlerle yakalanması (öldürülmelerinden bahsedilmiyor bu eğilimde pek) sırasında demokratik mekanizmalar yerleştirilip ABD ordusunun faaliyetlerinin denetlenebileceğine inanılıyor. Ayrıca bölgede istikrarın sağlanmasının maddi temelinin de o coğrafyaya ve çevresine konuşlanmış bir kuvvet olduğu, bu sayede demokratik dönüşümün kollanabileceği iddia ediliyor. 11 Eylül’de olanlar, bu eğilime göre, şu ana kadar “haklılık”[19] kriterlerine uyan (bu konuda bir uzlaşma yok, bazıları Sırbistan bombardımanının da “haklı” olduğunu düşünmekte) ilk savaşa zemin hazırladı.

Bombalamalar sürerken ve bir kara harekatından söz edilirken ikinci eğilimin pek şansı yokmuş gibi gözüküyor. Entelektüel açıdan oldukça tutarlı olan ve iddialarına geniş destek bulabilen anti-emperyalist eleştiri ise ABD halkının genel hissiyatını dönüştürmekte çok çok zorlanacak. Üçüncü eğilimin ise savunduğu “vatanseverlik”in ne zaman itirazcı olduğu ne zaman evet-efendimciliğe doğru alçaldığı, ne tip bir barış vizyonu olduğu oldukça muğlak. Geçen haftalarda ABD sol çevrelerinde infial yaratan Hitchens-Chomsky tartışmasının da gösterdiği gibi,[20] ılımlı solun ve liberallerin “ne barışı yahu, dinciler insan katlederken!” çizgisindeki bocalamalarıyla anti-emperyalist eleştirinin henüz bir eylem stratejisi olmadan benimsediği taviz vermez duruşu birbirlerini tamamen dışlamakta.

Bu gerginlik, bocalama, kararsızlık, duygu çatışması hali doğrudan kapitalist küreselleşme karşıtı hareketin ABD merkezli koalisyonlarına da yansımış durumda. 29 Eylül’de Washington’da yapılan gösteriye giden eylemcilerle yaptığım sohbetler, koalisyonların tartışma listelerinde okuduklarım buna işaret ediyor: Birincisi, kimse, Black Bloc anarşistlerinden Earth First! eylemcilerine kadar hiç kimse Hareketin böyle bir zamanda “anti-Amerikancı” olarak algılanmasını (daha doğrusu, “anti-Amerikancı” olmasını) istemiyor. Zira New York Times, Washington Post ve New Republic gibi düzen gazeteleri şimdiden “McDonald’s camları kırmakla Dünya Ticaret Merkezi’ni yıkmak arasındaki çizgi oldukça belirsiz” diyerek Hareketi kriminalize etmeye başladılar – Anti-Terörizm Yasası düşünülürse sağın bu tip stratejileri daha net anlaşılabilir. İkincisi, eylemcilerin duyguları gerçekten karışık, pek çoğu ne tip stratejiler geliştirilmesi gerektiğinden emin değiller. Kısacası 11 Eylül, ABD’li anti-kapitalistler için mücadelenin semiyotik uzayında köklü dönüşümlere yol açtı. Üçüncüsü, 11 Eylül’ün korkunçluğundan göreli özerk olarak, Hareket kendini bir barış hareketi formatında yeniden düşünmeye ne taktik ve stratejik açıdan, ne de entelektüel açıdan hazır değil, bu da savaş sürerken bir süre sorular sorulması ve cevaplar aranması anlamına geliyor.[21]

Son olarak, ABD’de ortaya çıkmakta olan (ama geleceği hakkında şu aşamada kesin bir şey söyleyemeyeceğimiz) barış hareketinin devraldığı savaş-karşıtı mücadele mirası hakkında iki not düşerek bitirmek istiyorum.

(1) Barış hareketinin olumlu bir geleceği olacağını bir an için varsayarsak, liberal ve radikal eğilimler arasındaki gerilimin Vietnam savaşı sırasındaki harekette yarattığı “normalleşme” etkisinin yeniden üretilip üretilmeyeceği önemli bir soru. Aslında bu bir bakıma toplumsal hareketler literatürünün de içinden çıkamadığı bir ikilem: Ses getirmeye başlayan bir hareket politika oyununun kurallarını oynadıkça bir taraftan daha “örgütlü”, “düzenli”, “verimli” hale geliyor, uzun vadede varlığını sürdürebilmek için veya bir takım reformlar uğruna tavizler vermeye razı oluyor ve zamanla radikaller yerlerini normalleştirici liberal çizgiye terkediyorlar. Radikallerin kullanabilecekleri oldukça önemli momentler var, ama nereye kadar götürülebilir savaş-karşıtı radikal muhalefet, bu henüz cevapsız bir soru.[22]

(2) Karl Holl 19. yüzyılın ve erken 20. yüzyılın barış hareketlerinin başarısızlığa uğramasının temel nedeninin bu hareketlerin ulus-devletin içine oldukça derin bir şekilde gömülü kalmaları olduğunu iddia ediyor.[23] Bu yoruma göre, o tarihsel dönemde ulus-devlet sermaye birikimi ve savaş ile kendi kendini inşa etmeye devam ederken pasifizm politik olarak anlamsız kalıyor, öte yandan aktivistler savaş-karşıtlığının kendi ülkelerinin güvenliğini tehdit edici bir şey olabileceğini düşünerek çekiliyor ve kendi kuyularını kazabiliyorlar. Bugün acaba ABD’nin barış hareketinin ülke sınırları içine hapis kalması tehlikesi var mı? ABD-dışı savaş-karşıtı muhalefet bu zayıflığı giderici neler yapabilir?

Şimdilik umalım ki bu mütereddit barış hareketi Körfez Savaşı’ndaki başarısızlıklarını tekrarlamasın.

 

 

Ek – Christopher Hitchens - Noam Chomsky Tartışması

 

Christopher Hitchens, “Terörü Meşrulaştırmaya Karşı”, http://www.medyakronik.com/arsiv/2

Noam Chomsky, “Hitchens’a Yanıt”, http://www.medyakronik.com/arsiv/2

Christopher Hitchens, “A Rejoinder to Noam Chomsky”, http://www.thenation.com/doc.mhtml?i=special &s=hitchens20011004

Noam Chomsky, “Reply to Hitchens’ Rejoinder”, http://www.thenation.com/doc.mhtml?i=special&s=chomsky 20011004

 

Michael Albert, “Reply to Hitchens”, http://www.zmag.org/albhitch.htm

Tariq Ali, “Hitchens At War”, http://www.counterpunch.org/tariqhitch.html

Peter Bell, “Hitchens and Coulter: Love At Last?”, http://www.counterpunch.org/bell1.html

Alexander Cockburn and Jeffrey St. Clair, “Was It Really Worth It, Ms. Albright?”, http://www.counterpunch.org/theprice.html

Edward S. Herman, “For Rationalization – Of Imperial Violence”, http://www.zmag.org/hermanhitch.htm

John Pilger, “Hitchens’ Slurs”, http://www.counterpunch.org/pilger1.html 

 

 



[1] Anti-Emperyalizm Konferansı konuşması, 17 Ekim 1899, Chicago.

[2] I. F. Stone’s Weekly, 17 Ekim 1966.

[3] Başkan George W. Bush’a askeri kuvvet kullanma yetkisi verilmesinin oylandığı Temsilciler Meclisi oturumundaki konuşma, 14 Eylül 2001. Demokrat Parti’li Kongre Üyesi Lee (California, 9. Bölge) karara karşı tek ret oyu veren üye idi. (Ayrıntılar için Lee’nin web sayfasına bakılabilir: http://www.house.gov/lee/) 

[4] Alıntılayan Howard Zinn, “The Impossible Victory: Vietnam”, A People’s History of the United States içinde, HarperCollins Publishers, 1980, s.477)

[5] “Stopping the War: The Peace Movement Returns”, In These Times, 29 Ekim 2001. (http://www.inthesetimes.com/web2524/parrish2524.html)

[6] Nicole Colson, “Thousands Rally Against the War: ‘We Won’t Be Silenced’”, Socialist Worker, 12 Ekim 2001, s.16. (http://socialistworker.org/379Pages/379_16_AntiwarMovement.shtml)

[7] John Nichols, “A Growing Opposition”, The Nation, 21 Eylül 2001. (http://www.thenation.com/ doc.mhtml?i=special&s=nichols20011021)

[8] Kısa bir liste vermek gerekirse: 50 Years Is Enough Network, Essential Action, Center for Economic Justice, Global Exchange, Native Forest Network, Anti-Capitalist Convergence, Freedom From Debt Coalition, Mobilization for Global Justice, Campaign For Labor Rights, Mexico Solidarity Network, Food First, Independent Media Centers.

[9] Chris Crass, “We Organize With Love In Our Hearts: Building an Anti-War Movement”, http://www.infoshop.org/rants/crass_antiwar.html.

[10] John Nichols, “The Democrats’ Dilemma”, The Nation, 29 Ekim 2001. (http://www.thenation.com/ doc.mhtml?i=20011029&s=nichols)

[11] Alıntılayan John Nichols, “The Courage of One: Feingold Stands Alone for the Constitution”, The Nation, 12 Ekim 2001. (http://www.thenation.com/thebeat/)

[12]  Örneğin Amerikan Sivil Haklar Birliği’nin tepkisi incelenebilir: http://www.aclu.org/congress/patriot_chart.html

[13] New York ve New Jersey merkezli sol sendikaların imzaladığı ortak bir bildiri: “Five Arguments Against War”, http://www.zmag.org/laborstatement.htm.

[14] Lloyd J. Averill, “In Dire Need of a Patriotism of Dissent”, Chicago Tribune, 3 Ekim 2001.

[15] AKK koalisyonlarından Anti-Capitalist Convergence, Black Bloc ve Black Overalls; Amerikan Komünist Partisi; Amerikan Sosyalist Partisi; Devrimci Komünist Parti; Sosyalist İşçi Partisi; Yeşiller Partisi sayılabilir.

[16] Z Magazine (www.zmag.org), Counter Punch (www.counterpunch.com), International Socialist Review (www.internationalsocialist.org), The Progressive (www.progressive.org), In These Times (www.inthesetimes.com) gibi yayın çevreleri sayılabilir.

[17] Körfez Savaşı’na yönelik olarak bu eğilimi inandırıcı bir şekilde savunan bir çalışma için: Farhad Malekian, Condemning the Use of Force in the Gulf Crisis, Almqwist & Wiksell International, 1994. 11 Eylül ile ilgili yorumlar için: Michael Ratner, “An Alternative to US Employment of Military Force”, http://www.zmag.org/ratnercalam.htm . Matthew Rothschild, “An Alternative to All-Out War”, The Progressive, 7 Ekim 2001. (http://www.progressive.org/webex/wx101201.html)

[18] Etnik azınlıkların haklarını savunan anaakım sivil toplum örgütleri (mesela American Arab Anti-Discrimination Committee gibi), Demokrat Parti içinde aktif olan Amerikan Demokratik Sosyalistleri, ortanın solunda ve sağında konuşlanmış dini kurumların çoğu askeri operasyonun denetlenebildiği sürece gerekli olduğuna inanan bu eğilimi benimsiyorlar. En azından New York’taki akademik atmosferden koklayabildiğim kadarıyla pek çok akademisyen de Bush militarizmine uzak durmalarına rağmen “gerçekçi olalım, onca insanımız öldü, katillerini de zor kullanarak bulabiliriz ancak” tarzı bir teslimiyet içindeler. Tanınmış iki ılımlı solcu akademisyenin (Chomsky’nin deyimiyle, “güvercinlerin”) yazıları bir fikir verebilir: Richard Falk, “Defining a Just War”, The Nation, 29 Ekim 2001 (http://www.thenation.com/doc.mhtml?i=20011029&s=falk). Todd Gitlin, “The Ordinariness of American Feelings”, OpenDemocracy, 10 Ekim 2001 (http://www.opendemocracy.net/forum/document_details.asp?CatID=98&DocID =723&DebateID=150).

[19] Bu tartışma için Michael Walzer, Just and Unjust Wars: A Moral Argument With Historical Illustrations, Basic Books, 1992. Yerinde bir eleştiri için David Campbell, Politics Without Principle: Sovereignty, Ethics, and the Narrative of the Gulf War, Lynne Rienner Publishers,  1993.

[20] Tartışmanın tam bir kaynakçasını Ek bölümüne aktardım.

[21] Hareketin 11 Eylül sonrası içinde bulunduğu ahval ve şerait üzerine şu yazılara bakılabilir: Naomi Klein, “Signs of the Times”, The Nation, 22 Ekim 2001 (http://www.thenation.com/doc.mhtml?i=20011022&s=klein). Bernard Weiner, “A Conflicted Activist Speaks Out”, http://www.antiwar.com/orig/weiner1.html. David Moberg, “Show Stopper: The Global Justice Movement Regroups In the Wake of the Terrorist Attacks”, In These Times, 29 Ekim 2001. (http://www.inthesetimes.com/web2524/moberg2524b.html). Paul Kingsnorth, “What Now For Antiglobalizers?”, OpenDemocracy, 4 Ekim 2001. (http://www.opendemocracy.net/forum/ document_details.asp? CatID=98&DocID=703&DebateID=150).

[22] Vietnam Savaşı sırasında liberallerin ön plana çıkmaları süreci için: Charles Chatfield, “The Antiwar Movement and America”, An American Ordeal: The Antiwar Movement of the Vietnam Era içinde, Syracuse University Press, 1990.

[23] Karl Holl, “Why Do Peace Movements Fail?”, Twentieth-Century Peace Movements: Successes and Failures içinde (der. Guido Grünwald ve Peter van den Dungen), The Edwin Mellen Press, 1995.